E=MC2!

ISKENDER ARUOBA- Radikal, 15 Mart 2010, Pazartesi

E enerji, M kitle/madde, C2 ise ışık hızının karesini ifade eder. Albert Einstein, 1905’deki bu formül ile enerjiyi maddeden farklı bir şey sanan bilim dünyasına aradaki ‘fiziki’ yakınlığı gösterdi. Son yıllarda enerjinin daha ‘nelere yakın!’ olduğunu öğrenmeye devam ediyoruz. Enerji ve demokrasi mesela; çok enerji membaınız varsa; ABD size Hummer’ler dolusu demokrasi sunar!

Enerjiniz yoksa boruları döşemeye başlayın; nasıl olsa! Birileri içinden enerji geçirecektir! Büyük abilere sormadan nükleer enerji santralı filan yapmağa kalkarsanız; ormanlık yerde yapın; uzaydan görünmesin maazallah!

Enerji Bakanı Sn. Taner Yıldız’ın ekonomi yazarlarını davet ettiği beş çayına gittiğimde aklımdan bunlar geçiyordu!

‘Enerji’ de, artık ‘Petrolun varili şu kadar elektrik çıkarır; oysa doğalgaz şu kadar ama hem temiz hem de…’ diye uzayan konuşmalar yapılacak bir durum yok. Konu tamamen ‘uluslararası siyaset’ ile ilgili. Mülkiye mezunu Bakan olmanız gerekmiyor ama hem ‘işi’ bileceksiniz hem de diploması.

Benim bakana sorulacak bir Alman yatırımcı dostum kanalı ile gelmiş- bir sualim vardı. “Bakanlık YEK belgeli rüzgâr enerjisi yatırımcıların ürettiği elektriği 10 yıl müddet ile 5.5 avro/sente satın alma garantisi vermiş. Bugüne kadar fiyatlar bu rakamın üzerinde seyretmiş. Ancak bu yıl krizden ötürü 5 avro/sentin de altına inmiş. Şimdi ne olacak?”

Sayın bakan; gayet net olarak “Yatırımcı elektriğini ister piyasaya, ister bize, nerede uygun fiyat bulursa satabilir; biz en az 5.5 avro/senti hemen öderiz” dedi. “Yegâne temiz enerji-rüzgâr” için yatırım yapan ve risk alan bu insanların özendirilmeleri için çok daha fazla desteklenmeleri gerek.

Veriler dünyada bulunabilecek en önemli rüzgâr potansiyellerinden birinin bulunduğunu ve tüm yatırımlar zamanında, birtakım ‘Ankara aracı şirketleri!’ olmadan bitirilebilirse, tüm enerji ihtiyacımızın dörtte birine kadar kısmını karşılayabileceğini gösteriyor. Alman devleti 7.8 avro/sent taban fiyat uyguluyormuş; bizimki de buna yakın bir şeyler olmalı. İkinci sualim; tüm vatandaşlar içindi; BOTAŞ, pahallı doğal gazı sübvanse ederek piyasaya ucuza veriyor; borçlanıyor ve zarar ediyor; Bu borcu eninde sonunda yine vatandaş ödemeyecek mi? Hani ‘Serbest Pazar?’.

Sayın bakan, doğalgaz fiyatlarının 2000 yılı öncesi siyasilerden sorgulanması gerektiğini ‘ima’ etmek ile yetindi!

Toplantıda uzunca konuşulan bir başka konuda su ve madenlerimizin kullanılmasındaki ‘başıbozukluk’.

Sayın bakan açık yüreklilikle sularımızın sadece 3/1’ini elektrik üretiminde kullanabiliyoruz; gerisi yöresel reaksiyonlar, (Fırtına deresi, İkizdere kanyonu, Hasankeyf vs.) yüzünden kullanılamıyor diye dert yandı. Yani devlet, bütün medeni ülkelerin yaptığı ‘düzgün kullanım, aldığın gibi terk etme!’ gereğini yerine getirtemiyor. Çevre Bakanlığı’nda çalışan hanım kızlar uzatmalı jandarma çavuşu edası ile sadece ‘Yassak hemşerim!’ diyorlar. Yasaklama kolay tabii! çözüm için ise bilgi ve çalışmak lazım!

Sayın bakan ile uzunca süre de ‘Sinop’taki Kore Nükleer Enerji’ santralı konuştuk. Koreliler 1970’li yıllarda 2000 mühendisi bu işe memur etmişler; işe başlamadan yurtiçi ve dışında 20 yıl çalışma ve araştırma yapmışlar; oysa bizim Enerji Bakanlığımızın Ar-Ge bütçesi yok!

Bu konu bizi, altı yıldır bu köşeden bıkmadan yazmağa gayret ettiğim, Doğu-Batı mantığını belirleyen; ‘Hakkında karar verilenlerin karara iştirak etmesi’ noktasına getiriyor. Santralı kim dikip işletecek? Türk mühendisi ve işadamı değil mi? Bunların STK’sı var mı? Var; Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği-TMMOB, TOBB vs. Sayın Bakan, -kendisi de bir mühendis olarak!- bu işi bu mühendisler ile beraber çözmek mecburiyetindedir; hemen çalışmalara başlarsa hepimiz kazanırız.

Sadece AKP iktidarı değil; 60 yıldır Pinstripe takım elbise ile Armani kravat takıp, Mercedes’in plakası da kırmızı olunca herkes her şeyi birden biliveriyor! Sayın Bakan ‘kritiklere açığım!’ dediği için bunları yazdım. Yoksa ‘Santralın betonuna Boeing değil de; C 130 çarpsın da görelim!’ filan yazardım!?